top of page

Roma’nın kuruluş anlatıları, şehri yalnızca “kim kurdu?” diye açıklamaz; Roma’nın nasıl bir topluma dönüştüğünü de anlatmak ister. Sabinli Kadınlar miti bu yüzden merkezde durur: Roma’nın ilk yıllarında yaşadığı en temel krizi; nüfusun, ailelerin ve toplumsal düzenin eksikliğini ve bu krizin şiddetle başlayıp birleşmeyle sonuçlanan çözümünü sahneye koyar.

Romulus’un kurduğu erken Roma, kısa sürede çevresinden erkekleri toplayan bir yerleşime dönüşür; fakat bu büyüme tek başına bir şehir yaratmaya yetmez. Evlilik ve akrabalık bağları olmadan, yani kadınlar ve aileler olmadan, şehir hem demografik olarak sürdürülemez hem de komşuların gözünde “kalıcı” sayılmaz. Roma’nın komşu topluluklarla evlilik yoluyla bağ kurma girişimleri reddedildiğinde (özellikle Sabinler tarafından), çatışma neredeyse kaçınılmaz hale gelir. Mit tam burada devreye girer: Roma’nın “çare” diye sunduğu şey, bir festival sırasında Sabinli kadınların kaçırılmasıdır. Bu olay, modern gözle bakıldığında açık bir şiddet anlatısıdır; Roma geleneğinde ise, devletin sürekliliği için yapılan bir “kurucu kırılma” olarak kurgulanır.

Mitin ikinci kısmı, bu kırılmanın siyasi sonucunu verir: Sabinler geri almak için saldırır; Roma ile Sabinler savaşın eşiğine gelir. Fakat anlatının yönü, tam da burada değişir. Kaçırılan kadınlar artık yalnızca bir tarafın “kızı” değil, diğer tarafın “eşi” ve çoğu zaman “annesi”dir. İki topluluğun tam ortasında durarak savaşın durmasını isterler. Böylece mit, ilk şiddetin üstüne bir “birleşme” hikayesi bindirir: Romalılar ve Sabinler tek bir topluluk haline gelir; Roma, sadece erkeklerden oluşan geçici bir birlik olmaktan çıkar, ailelere ve ortak bir kimliğe doğru evrilir. Yani Sabinli Kadınlar anlatısı, Roma’nın kendini meşrulaştırma biçimlerinden biridir: sert bir başlangıç, sonra düzen ve entegrasyon.

İşte heykelin “neden bu sahneyi betimlediği” tam burada anlam kazanır. Rönesans ve özellikle Maniyerizm döneminde sanatçılar, bir yandan antik dünyaya referans vererek “klasik” bir prestij kurar, bir yandan da bedeni ve hareketi en uç noktaya taşıyan, izleyiciyi eserin etrafında dolaştıran kompozisyonlar ararlardı. Sabinli Kadınlar gibi yüksek gerilimli, çok figürlü bir anlatı, bunun için kusursuz bir konuydu: güç, kaçırma, direnç, korku, üstünlük, bedenlerin birbirine dolanması… Hepsini tek bir kompozisyonda gösterebilirsiniz. Üstelik bu konu, bir şehrin “kuruluşu” ile ilişkilendirildiği için kamusal alanda sergilendiğinde yalnızca estetik değil, politik bir anlam da taşır: düzen kuran iktidar, tarihi bir anlatıyla kendini yüceltir.

Giambologna’nın 1583’te yaptığı “Sabinli Kadınların Kaçırılışı” heykeli bu yüzden bir “an” seçer: Barışma sahnesini değil, çatışmanın en yüksek olduğu, bedensel güçle iradenin karşı karşıya geldiği anı. Üç figür tek bir mermer bloktan yukarı doğru spiral biçimde yükselir; alttaki yaşlı adam yenilmişliği ve ağırlığı, ortadaki genç adam ham gücü, en üstteki kadın ise kırılganlığı ama aynı zamanda kompozisyonun merkezindeki gerilimi taşır. Heykelin “döner gibi” yükselen formu, konuyu tek bir cepheden izlemeyi reddeder; izleyiciyi çevresinde dolaşmaya zorlar. Bu da tam olarak mitin içeriğiyle uyumludur: tek bakışla çözülemeyen bir çatışma, tek taraflı okunamayan bir kuruluş anlatısı.

Bu nedenle Sabinli Kadınlar heykeli, yalnızca bir mit sahnesi değil; Roma’nın kurucu şiddet ile toplumsal birleşme arasındaki gerilimini ve Maniyerist sanatın bedende/hareketle kurduğu dramatik dili aynı anda taşır. Asıl eser, Giambologna tarafından 1583 yılında yapılmış olup bugün Floransa’daki Loggia dei Lanzi’de sergilenmektedir.

Logo dolu.png

SABİNLİ KADINLAR

6 sabinli kadınlar.JPG
bottom of page